ORTA VE İLERİ YAŞLARIN KORKULU RÜYASI : “İNME” NEDİR? NASIL KORUNALIM

Ağustos 4th, 2012

Beyin damarlarının aniden tıkanması veya kanaması sonucunda vücudun sağ veya sol yarısında ortaya çıkan felç tablosu, inme veya yarım felç olarak adlandırılır.
Son zamanlarda ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte bu rahatsızlığa daha fazla rastlanmaya başlanmış olup  15- 45 yaş grubundaki kişilerde de görülebilmektedir.
İnme’ye neden olan beyin damarlarındaki tıkanıklık veya kanamalara genel olarak ‘beyin damarları olayı’  adı verilir ve bu tip olaylar genel olarak iki tipte incelenir:

Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

ANKİLOZAN SPONDİLİT

Nisan 11th, 2012

Ankilozan  spondilit (AS), özellikle kalçalara yakın  sakroiliak eklemleri ve omurgayı tutan, omurga hareketlerini büyük ölçüde kısıtlayan, kronik bir romatizmal hastalıktır.

Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

YÜRÜME GÜÇLÜĞÜ ÇEKENLERE: SU İÇİ TREADMİLL TEDAVİSİ!

Mart 28th, 2011

SUYUN TEDAVİ GÜCÜ!

YÜRÜME GÜÇLÜĞÜ ÇEKENLERE:  SU İÇİ TREADMİLL TEDAVİSİ!

PROF. DR. TUNÇ ALP KALYON:  ‘‘HASTALARI SU İÇİNDE KOŞU BANDINDA

YÜRÜTEREK TEDAVİ EDİYORUZ’’

‘‘HİDROTERAPİ (AKUATİK REHABİLİTASYON) TÜRKİYE’DE FAZLA

BİLİNMİYOR’’


Suyun  tedavi gücü  tarihin çok eski dönemlerinde keşfedilerek, hastalıklardan korunma  ve  şifa amacıyla kullanılmış…
Kaplıca merkezlerinde çok sayıda insan  rahatlamak veya hastalıklarını tedavi etmek amacıyla  suyun şifalı etkisinden yararlanmakta.
Günümüzde  fizik tedavi ve rehabilitasyonda su, pek çok hastalığın tedavisinde  önemli yer tutmakta.
Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

FELÇ HAYATINIZIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRMESİN

Ocak 6th, 2010

Prof. Dr. Tunç Alp KALYON

İNME (FELÇ) NASIL OLUŞUR?

Beynimizde iki yarımküre vardır. Bunlardan sağ taraftaki sol kol ve bacağımızın, sol taraftaki ise sağ kol ve bacağın hareketleriyle  birlikte konuşma yeteneğimizden sorumludur.  Bu bölgelere  gelen kan akımının herhangi bir nedenle bozulması sonucunda  vücudun bir yarısında kol ve bacaktaki felçle birlikte başka bir takım sorunlar da ortaya çıkar ve buna inme adı verilir.    İnmeye yol açan damar olayları  genellikle iki  türde olup :
Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

OMURİLİK YARALANMALARI VE REHABİLİTASYONU

Eylül 29th, 2009

OMURİLİK NEDİR ?

Omurilik beynin uzantısı olan  sinir  yolları demetidir ve  ense kökünden başlayarak bel bölgesine kadar uzanır. Çok önemli ve kritik görevleri olan sinir yapıları içermesinden dolayı omurganın  ortasındaki kanaldan aşağı doğru iner ve böylece bir taraftan vücudun hareketlerine göre şekil değiştirirken, diğer taraftan darbelere karşı korunmuş olur. Omuriliğin boyu, omurgadan kısa olduğu için, insanlarda 1. ve 2. bel omuru  hizasında  sona erer;  buradan itibaren  kuyruk sokumuna kadar giden kanal içinde  atkuyruğu şeklindeki  sinir uzantılarıyla devam eder.  Omuriliğin en önemli görevi, beyinden gelen duyu ve hareket komutlarını kol ve bacaklara iletmektir.  Aynı şekilde gövde, kol ve bacaklardan gelen uyarıların da beyne ulaşmasını sağlar .  Sinirlerdeki ve omurilikteki iletim görevleri  çok hızlı bir şekilde yapıldığından günlük yaşantımız sırasında hiç sıkıntı çekmeden gerekli tüm hareketleri yapabiliriz .

Omurilik yaralanması nedir ?

Omurilik, kemik kanalın içinde  korunaklı bir durumda olduğu halde, düşme, çarpma, ezilme veya kırık gibi  travmalardan zarar görebilir ve bunun sonucunda “omurilik yaralanması” dediğimiz durum ortaya çıkar. Omurilikteki sinir hücreleri çok duyarlı olduğu için özellikle omurga kırıkları sonucunda çevreye bası yapan keskin kemik kısımlardan etkilenir ve hasara uğrar. Böylece  beyinden gelen duyu ve hareket iletilerinin, o seviyenin altındaki  vücut kısımlarına ulaşmasını engelleyen yalıtkan bir tabaka oluşur.  Omurilik hasarı bel ve göğüs kısımlarında ise her iki bacakta birden kuvvet kaybı olur ve buna “parapleji” adı verilir. Omurilik hasarı boyun bölgesinde ise hem kollarda hem de bacaklarda kuvvet ve hareket kaybı görülebilir ve “tetrapleji” olarak adlandırılır.
Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

GÜNIŞIĞINA ÇIKMAYI İHMAL ETMEYİN

Temmuz 9th, 2009

Prof. Dr. Tunç Alp KALYON

1960’lı, 70’li yıllarda özgürlük simgesi haline gelen hippi’leri konu alan ünlü “Hair “ müzikalinin ana teması “Let the sunshine in” şarkısı “Bırak Güneş ışığı içeri girsin”diyordu. Çağımızın getirdiği acımasız rekabet ortamında, günlük çalışma ve uğraşlar uğruna zamanımızın çoğunu kapalı mekanlarda geçirmeye başladığımızdan, bu şarkının sözleri daha bir anlam kazanmaya başladı. Bizler dört duvar arasında sıkışıp kalırken çocuklarımız da açık havada oynanan oyunları unuttular, TV ya da bilgisayar ekranlarının karşısından ayrılmaz oldular. Eskiden cıvıl cıvıl çocuk seslerinin geldiği sokaklarda artık yalnızca araba homurtuları ve korna sesleri var.

Bu durumun bize nelere mâl olduğunu düşündünüz mü hiç? Geçmek bilmeyen sırt ağrıları, uyku düzensizlikleri, sürekli gerginlik ve kaygılanma, baş ağrısı, isteksizlik ve hepsinden önemlisi sürekli yorgunluk, bitkinlik hali. Sabah işe ya da okula başlarken dahi kendini yorgun ve uykusuz hisseden insanın ne denli verimli olabileceği tartışmalı kuşkusuz..Çağdaş teknolojinin getirdiği olanakları ve konforu hızla kullanan ve tüketen insanoğlu, bir noktadan sonra bunun olumsuz yansımalarıyla karşı karşıya gelmiş durumda.
Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

GENÇLER DİKKAT ! SIĞ SUYA ATLAMAYIN

Haziran 10th, 2009

(*)Prof. Dr. Tunç Alp KALYON

Bir rehabilitasyon hekimi olarak bizi  en fazla üzen olguların başında , derinliği fazla olmayan sulara “balıklama “ atlayışlar  yüzünden oluşan omurilik felçleri gelmektedir.  Bütün uyarılarımıza rağmen, her yıl çok sayıda yeni olguyla karşılaşmamız, sorunun önemini ortaya koymaktadır.  Sığ suya atlamak çok tehlikelidir;  nedenine gelince :

Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

OSTEOPOROZ KEMİK ERİMESİ DEĞİLDİR

Mart 18th, 2009

Prof. Dr. Tunç Alp KALYON (*)

Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kırık riskinin artmasıyla karakterize bir rahatsızlıktır. Menopoz sonrasında ve yaşlılık döneminde kişinin yaşam kalitesini ve hareketliliğini önemli ölçüde etkileyebilir. Halk arasında bu rahatsızlık için kullanılan ” kemik erimesi” deyimi aslında doğru bir tanımlama değildir; osteoporozda kemikte erime olmaz. Buna karşılık, kemiğin dokusunu oluşturan ve adeta betonarme bir binanın demir iskeletine benzeyen organik çatı  içindeki   minerallerin yıllar içinde azalması söz konusudur. Bu minerallerin en önemlisi kalsiyumdur. Bu yazinin devamini okumak icin tiklayiniz »

KİTAP DUYURUSU

Mart 18th, 2009

Prof. Dr. Tunç Alp KALYON’un anılarının yer aldığı kitap çıktı. KİTAPLARIM sayfasında bilgi bulabilirsiniz.

FOTOĞRAF SERGİSİ

Mart 18th, 2009

Fotoğraf Sergisi sayfası Aralık 2008 de yenilenmiştir.